İçeriğe geç

Sayıların Arkasına Bakmak: Bir Varil Petrolden Eşitsizliğe

27/03/2026

Şubat ayının son iş gününde 70 dolar civarında seyreden Brent petrolün varil fiyatı, Ortadoğu’daki savaşın başlamasıyla kısa sürede 119 dolara tırmandı. O günden bu yana yaklaşık bir aydır 70 ile 119 arasında gidip geliyor.

Ama ekranlarda seyrettiğimiz o sayı yalnızca bir fiyat değil.

Çünkü bu süreçte Pakistan’da okullar kapandı, üniversiteler çevrimiçi eğitime geçti. Nepal’de insanlar mutfak tüpü alabilmek için uzun kuyruklarda beklemekte. Sri Lanka’da işletmelerden yakıt tasarrufu için haftanın bir günü kepenk indirmeleri istendi.

Dolayısıyla bir varil petrolün fiyatı, bir çocuğun okula gidip gidemeyeceğini, bir evde sıcak yemek pişirilip pişirilemeyeceğini, bir ekonominin çarklarının dönüp dönmeyeceğini belirliyor.

Öyleyse gündelik hayatta karşılaştığımız bu sayıların arkasına bakmak gerekiyor. Toplumsal sorunlarımızın hangileri ölçülüyor, hangi göstergelerle, kimin için?

Eşitsizliği Ölçmek

Bir varil petrolün fiyat hareketinin grafiğini çizdiğimizde, grafiğin her bir pikselinde bir insan deneyimi var. Bu deneyimi ölçmek ve görünür kılmak gerekir. Ancak sıklıkla başvurduğumuz ortalamalar ile toplulaştırılmış bir veriden insan deneyimi çıkarmak mümkün mü? Veriyi özetlemek için kullandığımız ortalamalar bunu yapabilir mi? 27 Şubat – 24 Mart 2026 tarihleri arasında günlük brent petrol varil fiyatlarının ortalaması 95 dolardır. Bir çocuğun okula gidip gidemeyeceği belirsizliğini yaratan ise brent petrol varil fiyatının oynaklığıdır. Diğer bir ifadeyle ortalama etrafındaki salınımın büyüklüğü belirsizliğe işaret etmektedir. 

Bu yazının yapay zekâ destekli sesli özeti Google NotebookLM aracılığıyla oluşturulmuştur. Yazının birebir okunmuş hali değil, içeriğin podcast formatında hikâyeleştirilmiş bir yorumudur. Dilerseniz aşağıdan dinleyebilirsiniz.

Aynı perspektiften bir dönem ülkelerin performansını ölçmekte sıklıkla kullanılan kişi başına düşen gelir göstergesine bakalım. Dünya Bankası veritabanına göre ülkemizde 2024 yılında kişi başına düşen gelir (2015 yılı sabit dolar fiyatıyla) 15.395 dolardır. 2007’de ise bu değer yaklaşık 8.500 dolardı. Peki, zaman içinde yaşanan bu artışın iktisadi ve sosyal ilerlemeye yansımasını tüm illerde, ilçelerde veya mahallerde aynı derecede deneyimledik mi? Eğer yanıtınız hayır ise, ortalamanın mekânsal bağlamda eşitsizliklerin görünmesinin önüne geçtiğini söyleyebiliriz. Ortalama zaman içinde yükselirken, bu iyileşme gerçekleşirken bölgesel eşitsizlikler artmış olabilir. Bu yüzden ortalamanın etrafındaki dağılımı görmeden yapılan yorum eksik kalabilir. Dolayısıyla toplulaştırma yanlılığı, bütün içindeki farklılıkları görünmez kılmaktadır. 

Eşitsizliği ele alırken bütüncül bakmak gerekir. Sadece gelire odaklanan bir ölçütle gelişmeyi izlemek yeterli olmaz. İnsani Gelişme Endeksi (Human Development Index – HDI) bu ihtiyaca yanıt olarak doğdu. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından bir ülkenin gelişmişlik düzeyini ortaya koymak amacıyla geliştirilmiş olan HDI; sağlık, eğitim ve yaşam standardını boyutlarının ortalamasını hesaplayarak ülkelerin gelişmişlik skorlarını sunmaktadır. Bu kapsamda sağlık boyutunu doğumda beklenen yaşam süresi göstergesi ile, eğitim boyutunu beklenen okul süresi ve ortalama okul süresi göstergeleriyle, yaşam standardını ise kişi başına düşen gelir göstergesiyle ölçerek üç boyutu tek bir skora dönüştürmektedir.  Her bir boyutta ele alınan göstergeler ortalama olduğundan toplulaştırma yanlılığı burada da devreye girmektedir. Bu sorunun çözümü yıllar sonra Eşitsizliğe Uyarlanmış İnsani Gelişme Endeksi (IHDI) ile arandı. Böylelikle aynı ortalama gelire, aynı ortalama eğitim süresine ve aynı ortalama yaşam süresine sahip ülkeleri kıyaslarken dağılımlar da dikkate alınarak ortalamanın eşitsizlikleri gizlemesinin önüne geçilmeye çalışıldı. Ancak IHDI, hala HDI’nın üç boyutuyla sınırlı ve gelir göstergesini endeksin içinde tutmaya devam etmektedir.

Geliri Dışarıda Bırakmak

Peki, kişi başına düşen gelir göstergesinin insani gelişmenin ölçülmesinde kullanılması bir problem yaratmaz mı? Zengin ülkelerin çok yüksek insani gelişmişlik sınıfa girme ihtimali yüksek olmaz mı? Öyleyse gelişimi ölçerken gelir göstergesini dışarıda tutarak sosyal ve çevresel boyutlara odaklanmak daha iyi bir yaklaşım olacaktır. Çünkü Birleşik Arap Emirlikleri ve Danimarka aynı insani gelişmişlik sınıfında yer almakta ve benzer kişi başına düşen gelir düzeyine sahiptir. Gelir kuşkusuz önemli bir göstergedir, ancak refahı ve sosyal ilerlemeyi yansıtmakta yetersiz kalmaktadır. İşte bu noktada, sosyal ve çevresel göstergelere odaklanarak ekonomik göstergelerden bağımsız olarak gelişmeyi ölçmeyi amaçlayan Sosyal İlerleme Endeksi (Social Progress Index – SPI) karşımıza çıkmaktadır. Social Progress Imperative tarafından hazırlanan ve ilk olarak 2013 yılında yayımlanan SPI, küresel düzeyde sosyal ilerlemenin ölçülmesine yönelik kapsamlı bir araç sunmaktadır. Sosyal ilerleme; bir toplumun temel insani gereksinimlerini karşılayabilme, yurttaşlarının ve toplulukların yaşam kalitelerini iyileştirmelerine ve sürdürmelerine imkân tanıyan temelleri inşa edebilme ve tüm bireylerin potansiyellerini tam olarak gerçekleştirebilmeleri için gerekli koşulları oluşturabilme kapasitesi olarak tanımlanmaktadır. Endeks; temel insani ihtiyaçlar, refahın temeller ve fırsatlar olmak üzere üç ana boyut altında 12 alt boyut ve 50’nin üzerinde göstergeden oluşmaktadır. 

Grafik 1.Kişi Başına Düşen Gelir ve SPI Skoru Göstergelerine İlişkin Serpilme Diyagramı

Kaynak: Social Progress Imperative (https://www.socialprogress.org/social-progress-index)

Grafik 1 incelendiğinde, benzer gelir düzeylerindeki bazı ülkelerin ekonomik kaynaklarını sosyal ilerlemeye dönüştürme konusunda daha başarılı olduğu görülmektedir. Kişi başına düşen gelir açısından benzer düzeyde olan Birleşik Arap Emirlikleri (United Arab Emirates) ve Danimarka (Denmark) için bu duruma örnek olarak verilebilir. Danimarka 100 üzerinden 91 puanla 2.sırada yer alırken, Birleşik Arap Emirlikleri 75 puan ile 44.sıradadır. Halbuki kişi başına düşen gelir açısından benzer düzeyde yer alan bu iki ülke, HDI açısından da aynı insani gelişmişlik kümesinde bulunmasına rağmen sosyal ilerleme açısından farklı konumdadırlar. Bu durum kavramsal çerçeve bağlamında ölçülmek istenen yapıyı isabetli şekilde yansıtacak belirleyici (marker) göstergelerin seçiminin önemini yansıtmaktadır. Peki, bu göstergeler belirlendikten sonra ne yapılması gerekir? Veri temini. Bu kadar basit. Ancak veri toplama aşamasına geçtiğinizde bunun ne kadar zor olduğunu görebilirsiniz.

İhtiyacımız olan şey: Veri 

Kavramsal çerçeveyi ne kadar iyi kurarsanız kurun, göstergeler için güvenilir ve erişilebilir veri yoksa endeks kağıt üzerinde kalır. Endeksleri tartışmak ve göstergeleri karşılaştırmak ancak açık, erişilebilir ve yeniden kullanılabilir veri varsa mümkündür. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), ülkelerin bu konudaki performansını Açık, Faydalı ve Yeniden Kullanılabilir Veri Endeksi (Open, Useful and Re-usable Data Index – OURdata Index) ile ölçmektedir. Endeks; verinin mevcudiyeti (data availability), verinin ulaşılabilirliği (data accessibility) ve verinin yeniden kullanılmasında devlet desteği (government support to data re-use) boyutlarını ölçmektedir.  

Tablo 1.OURdata Endeksine İlişkin Tanımlayıcı İstatistikler

 Verinin MevcudiyetiVerinin UlaşılabilirliğiYeniden Kullanım Desteği
OECD Ortalaması0.530.670.40
En Yüksek Değer0.900.981.00
En Düşük Değer0.070.000.00
Standart Sapma0.190.210.27

Tablo 1 incelendiğinde OECD ortalamasından hareketle devletlerin veri üretme ve sunma konusunda görece iyi olduğu söylenebilir. Verinin mevcudiyeti ve ulaşılabilirliği boyutlarında OECD ortalamaları 0.53 ve 0.67 düzeyindedir. Ancak verinin yeniden kullanımına yönelik devlet desteği boyutunda ortalama 0.40’a düşmektedir. Verinin yeniden kullanımı, kamunun ürettiği verinin yalnızca yayımlanmasıyla sınırlı değildir; asıl mesele ise bu veriyi değer yaratan stratejik bir varlığa dönüştürecek ortamın oluşturulmasıdır. Daha çarpıcı olan ise bu boyuttaki ülkeler arası farklılıktır. Yeniden kullanım desteği boyutunda standart sapmanın (0.27) diğer boyutlara kıyasla yüksek olması, OECD ülkeleri arasında ortak bir uygulama olmadığını göstermektedir. Bu bulgu, eşitsizlik sorunuyla doğrudan ilişkilidir. Eşitsizliği ölçecek göstergeler belirlenebilir ve yöntemler geliştirilebilir. Ama veri yoksa geri kalanı işlevsiz kalır. 

Toplumsal eşitsizliklerin ölçülmesinde en çok zorlanılan şey, kavramsal çerçeve bağlamında gösterge seçimi ya da veri kümesinin analizi değil, güvenilir ve şeffaf veriye ulaşmaktır. Eşitliğe giden yolda veri toplanması ve işlenmesi, mevcut eşitsizliklerin görünür kılınmasının yanı sıra, eşitliği sağlamaya yönelik politikaların geliştirilmesi, uygulanması ve etkilerinin izlenmesi açısından kritik bir araçtır.  Gerçeği anlayabilmemiz ve kanıta dayalı politika üretebilmemiz için veri elzem. Ölçülmeyen, görünmez kılınır ancak görünmez kılınan yok olmaz.

Nihayetinde ölçemezsek bilemeyiz, bilemezsek yönetemeyiz. Bu kadar basit ve bu kadar zor.

Kaynaklar:

Organisation for Economic Co-operation and Development. (2026). Digital government index and open, useful and re-usable data index: 2025 results and key findings (OECD Working Papers on Public Governance, No. 90). OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/6347ec74-en

Social Progress Imperative. (2013). Social progress index 2013. https://www.cooperativa.cl/noticias/site/artic/20130412/asocfile/20130412123648/social_progress_index_2013.pdf

The Economist. (2026, 19 Mart). Which country is the biggest loser from the energy shock? The Economist. https://www.economist.com/finance-and-economics/2026/03/19/which-country-is-the-biggest-loser-from-the-energy-shock

United Nations Development Programme. Human Development Index (HDI). Human Development Reports. Erişim tarihi 25 Mart 2026, http://hdr.undp.org/data-center/human-development-index#/indicies/HDI

No comments yet

Yorum bırakın