İçeriğe geç

Altın Yere Düşmekle Pul Olmaz, Değil Mi?

15/06/2026

Eminim siz de birçok kez şu cümleyi duymuşsunuzdur: “Savaş çıktıysa altın yükselir.” Peki gerçekten öyle mi? 

COVID-19 pandemisinin yarattığı belirsizlik devam ederken Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı ile küresel risk algısı daha da yükseldi. Bu ortamda yatırımcılar “güvenli liman” olarak görülen altına yöneldi. Bu süreçte merkez bankaları da rezervlerini altınla güçlendirdi ve bu talebe bağlı olarak altın fiyatı (ons/USD) rekor üstüne rekor kırdı. Altının fiyatı o günden beri dalgalanmalarla yükseliş eğilimini sürdürdü. Ta ki, 28 Şubat 2026’da Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan savaşa kadar.

Kaynak: New York Times, https://www.nytimes.com/2026/05/01/business/central-banks-gold-buying.html?searchResultPosition=6

Savaş çıktı, peki altın neden düştü? 

Savaşla birlikte beklenmedik bir şey oldu ve altın fiyatı yükselmek yerine geriledi. Savaş başlamadan ons fiyatı 5.200 Amerikan Doları (USD) civarında olan altın, bugün 4.200 USD etrafında dalgalanıyor. Diğer bir deyişle, altın yaklaşık dört ayda 1.000 USD gerileyerek %20’ye yakın değer kaybetmiş durumda.

Bu tablo bize “Savaş var, altın yükselir” gibi kesin bir kuralın olmadığını gösterdi. Çünkü altın fiyatının yönünü sadece savaşın kendisi değil, jeopolitik risklerin tetiklediği enerji fiyatları, enflasyon ve faiz beklentileri ile yatırımcı psikolojisi de belirlemekte.  

Bir boğaz neden hepimizi bu kadar ilgilendiriyor? 

Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin İran ile sınırlı kalmayıp çatışmaların bölge ülkelerine yayılması ve Hürmüz Boğazı’ndaki küresel ticaret trafiğini aksatması savaşın küresel boyutunu görünür kıldı. Çünkü dünyanın petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazının (LNG) yaklaşık %20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Böylelikle Hürmüz Boğazı’nın açık kalıp kalmayacağı piyasaların ana sorusuna dönüştü. Çünkü Şubat ayının son iş gününde 70 USD civarında seyreden Brent petrolün varil fiyatı, savaşın başlamasıyla kısa sürede 120 USD civarına tırmandı. Yani bu dönemde altın fiyatı düşerken, petrol fiyatı ise yükseldi.

Kaynak: Financial Times, https://www.ft.com/content/f09468d7-a3c4-4956-9a54-9584501bdda3?syn-25a6b1a6=1

Petrol fiyatı yükselirken altın neden geriledi? 

Bu sorunun cevabı, petrol fiyatındaki yükselişin piyasalarda nasıl yorumlandığında saklı. Enerji fiyatları hızlı bir şekilde artınca küresel ekonomik görünüme ilişkin belirsizlikler yükseldi. Ekonomik büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edilirken enflasyon beklentileri de yukarı yönlü güncellendi. Yükselen enerji maliyetlerinin, ikincil etkilerinin gıda fiyatları ve üretim maliyetlerine yansıyacağı beklentisi güçlendi. Bu beklenti ise merkez bankalarının jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkisini sınırlandırmak amacıyla faiz artırabileceklerini gündeme getirdi. 

Bu beklenti sadece kağıt üzerinde kalmadı. Avrupa Merkez Bankası (ECB), 11 Haziran 2026’da yaklaşık üç yıl aradan sonra faiz artırdı. Amerika Merkez Bankası’nın (Fed) yıl sonuna kadar faiz indireceğine dair beklentiler ise zayıfladı. Faizlerin yükseleceği beklentisi ise USD cinsinden varlıkları cazip hale getirdi. Dolayısıyla bu süreçte, faiz getirisi olmayan altını elde tutmanın maliyeti arttı, yani kenarda faizsiz bekleyen altın cazibesini yitirdi. 

Bunun yanı sıra kriz anında nakde çevrilmesi kolay olan altın, nakit ihtiyacı duyan kimi yatırımcılar ve merkez bankaları tarafından satıldı. Bu dönemde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) da savaşın etkisiyle fiyat istikrarını desteklemek ve finansal istikrarı güçlendirmek amacıyla kademeli olarak altın rezervini azalttı. Bu durum, altının sadece bir değer saklama aracı değil, aynı zamanda kriz anlarında likidite sağlayan stratejik bir rezerv varlık olduğunu bir kez daha gösterdi. 

Öte yandan küresel ölçekte birçok merkez bankasının altın almayı sürdürdüğünü de belirtmek gerek. Dünya Altın Konseyi (WGC) verilerine göre, 2026 yılının ilk üç ayında merkez bankaları net 244 ton altın satın aldı. Örneğin 17 aydır kesintisiz altın alan Çin Merkez Bankası, Mart 2026’da rezervlerine yaklaşık 5 ton daha ekledi.  

Peki bundan sonra ne olacak? 

Bugün Brent petrolün varil fiyatının grafiğine baktığımızda, fiyatların yalnızca arz-talep dengesine göre değil Hürmüz Boğazı açık kalacak mı, yeni bir saldırı hamlesi olacak mı, kırılgan ateşkes kalıcı bir barış anlaşmasına dönecek mi sorularına göre oluştuğuna şahit oluyoruz. Bir gün savaş tehdidi, ertesi gün ise müzakere söylemlerinin gündem olduğu kafa karışıklığına neden olan haber akışında isabetli tahmin yapmak oldukça zorlaştı.

ABD-İran Savaşı’nı bitirecek imzayı beklerken yaşadığımız gelişmelere baktığımızda aslında ekranlarda seyrettiğimiz fiyatların sadece birer sayı olmadığını bir kez daha anladık. Bir varil petrol fiyatının, bir ekonominin çarklarının dönüp dönmeyeceğini, bir evde sıcak yemek pişip pişmeyeceğini, hatta bir çocuğun okula gidip gidemeyeceğini belirleyecek kadar hayatımızın merkezinde olduğunu haber akışlarında gördük. 

Peki barış anlaşması imzalanır, Hürmüz Boğazı yeniden açılır ve Brent petrol fiyatı düşüşe geçerse her şey bir anda düzelir mi? 

Muhtemelen hayır. İpucu için COVID-19 pandemisi ile bozulan küresel tedarik zinciri ve yansımalarının ne zaman normale döndüğünü hatırlayalım.  Dolayısıyla savaşın ekonomi ve toplumsal hayat üzerinde yarattığı tahribatın giderilmesi de biraz zaman alacaktır. 

Bu satırlar yazılırken 14 Haziran’da ABD ile İran arasında mutabakata varıldığı duyuruldu, imza töreninin ise 19 Haziran’da yapılması bekleniyor. Mutabakatın detaylarını henüz bilmiyoruz ancak bu haber piyasalara anında yansıdı. Nitekim 15 Haziran Pazartesi sabahı Brent petrol varil fiyatının 83 USD civarına gerilediğini ve altının ons fiyatının ise 4.300 USD’nin üzerine çıktığını gördük.

Özetle, bir haberle fiyatlar bir anda değişebilir ama ekonominin çarklarının eski ritmini bulması aylar sürebilir. Nitekim altın yere düşmekle pul olmaz ama bazen düştüğü yerden kalkması beklediğimizden uzun da sürebilir. 

No comments yet

Yorum bırakın